ÇATI VE CEPHE BULUŞMALARI’NIN İLKİNDE İKLİM KRİZİ, SIRADIŞI HAVA OLAYLARI VE YAPILAR KONUŞULDU

Çatı Sanayici ve İş Adamları Derneği (ÇATIDER) ve Cephe Sanayici ve İş İnsanları Derneği (CEPHEDER) iş birliğinde‘Çatı ve Cephe Buluşmaları’ etkinlik serisinin birincisi “İklim Krizi, Sıradışı Hava Olayları ve Yapılar” başlığı altında gerçekleştirildi.

Çevrimiçi gerçekleştirilen ve TOBB Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı Murat Sönmez’in moderatörlüğünü yaptığı etkinliğe Meteoroloji ve Afet Yönetimi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Salon ArchitectsKurucusu Alper Derinboğaz, ÇATIDER Başkanı Yaşar Şenal ve CEPHEDER Başkanı Cengizhan Okur katıldı.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetim Merkezi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğluiklim değişikliğinin sosyoekonomik ve sosyoekolojik etkileri, ortalama 1 derecelik ısınmanın dünya üzerindeki yansımaları, iklim-bölge ve yapı dinamiği ilişkisi, meteorolojik okuma bilgisi, toplumsal bilinç, şehir planlaması-ısı adaları, sürdürülebilirlik, Salon ArchitectsKurucusu Alper Derinboğazbinaların inşası ve operasyon sürecinde karbon ayak izleri ve soğuk çatılar, ÇATIDER Başkanı Yaşar Şenal çatı uçması ile iklim değişimi arasındaki ilişki, çatılarda yağmur suyu hasadının verimli hale getirilememesi, yapı planlarken rüzgar dinamiğinin hesaplanması ve şehir ölçeğinde şehrin hava akslarına uygun yapı planları, CEPHEDER Başkanı Cengizhan Okur tedarik zincirinde duyarlılık konusunda tüketicinin bilinçli olarak talepkar olması, bu talep ve ekonomik seviye arasındaki bağlantı konusunda, moderatör TOBB Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı Murat Sönmez ise yapı yönetmeliklerinin yaşanan zorluklara uygunhızda yenilenememesi, bina yapımında küresel iklim değişikliği ve rant arasındaki çelişki-ilişki konularını ele aldı.
150 bin yılda olan 1 derecelik artış son 150 yılda gerçekleşti
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetim Merkezi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, iklim değişikliğinin sadece yağışlar değil, ekolojik bir yıkım yaşattığının da üzerinde durarak 1-1,5 derece sıcaklık ortalamasının yükselmesinin tarım desenlerini tamamen değiştirdiğini, orman yangınlarının sayısını, balıkların göçü salgın hastalıkları gibi her şeyi değiştirdiğini belirterek, şunları söyledi:
“Eskiden Güneş’teki etkinlikler, tektonik hareketler,volkanik olaylar dünyayı 150 bin yılda bir derece artırıp bir derece soğutuyordu.Eskiden 150 bin yılda olurken şimdi insan bir derecelik ısınmayı son 150 yılda gerçekleştirdi. Bu bin kat fark ekolojik sistemde yıkıma neden oluyor. Hava şartlarında da şiddetlenmeyeve şiddetin süresinin artmasına neden oluyor. Yoksa aşırı hava olayları hep vardı.
Dünya bu kadar nüfusa bakamıyor artık. Tükettiğimiz kaynakların yerine yenisini koyamıyor.Yani sürdürülebilirlik sorunu çıkıyor karşımıza. Sera gazlarının atmosferde yarılanmalarının ömrü birkaç yüzyıl. 2 dereceyi aştığı zaman iklim nasıl şartlarla karşılaşacağız bilemiyorum. 2 derece kritik bir değerbizim için.Şu an sıfır karbon kullansak bile sera gazları uzun süre başımızda duracak. Yapmak istediğimiz şey kritik aşamayı aşmamak, bir de bunun etkilerini minimuma indirmek, aslında yaşam alanlarımızı temiz düzgün yaşanabilir yapsak iklimi de korumuş olacağız.Ama uzun vadeli düşünmüyoruz.
Eskiden İzmir’de evleri denize dik yaparlardı.Kara ve deniz meltemi girip çıksın diye, artık hava koridorlarını düşünen yok. Denizlerin etrafına yapılan binalar denizin serinletme etkisini kesiyor. Böyle bir mimari planlama böyle bir düşünme sistemi yok. Isı adası yüzünden her yer asfalt beton bunlar yutuyor sıcaklığı ve gece geri veriyor.
Tek tip bina mantığı var Türkiye’de. Mimar mühendis arkadaşlar iklime göre yerel özellikleri dikkate almalı. Çarşamba’da eski geleneksel Türk evleri direkler üzerindedir. Su gelir geçer altından hidro statik basınç uygulamaz, duvarları da yıkmaz, yaşam alanınada girmez. İstanbul’da Ihlamur Kasrı’na gidip bakın, yaşam alanına bir kat merdivenle giriyorsun. Yan tarafta Beşiktaş’da yine aynı derenin üzerine bütün binalar sıfır giriş. Herşeyde de suçlu iklim değişikliği değil. Kök nedenleri gözden kaçırırsak olayları çözemeyiz.”
Yapı sektörünün diğer sektörlere oranla karbon ayak izi çok büyük
Dünyada karbon salımının yüzde 40’tan fazlasının sorumlusunun yapılar olduğunu belirten Alper Derinboğazşöyle devam etti:
“Bu olağanüstü bir oran. Dünyanın dört bir yanına uçuyoruz, araçlar yapılıyor, otobanlar yapılıyor ama buna rağmen yapı ve yapı operasyon giderleri çok fazla. Tabii bu maliyet de demek. Diğer endüstrilerde gelişme olduysa ve yapı endüstrisinde karbon salımı açısından bu kadar fark varsa, iklim krizi açısından arada çok fazla geliştirilebilecek alan var. Karbon ayak izinin yüksek olması bir binayı inşa ederken veya operasyon sırasında ve enerji giderlerinin de yüksek olması demek. Maliyetinin yüksek olması demek bir yapının yapım aşamasında ve malzemelerinin karbon ayak izlerinin de yüksek olması demek.Her açıdan geliştirilecek çok aralık var diye düşünüyorum; bu maliyet, finansman, tüketilen malzemenin çokluğu, taşıma giderleri gibi.
Çatıda hava boşluğu bırakmak, yalıtım katmanlarını artırmak,yeterli kalınlıklarda kullanmak,folyolarla ısıyı yazın seksen derecelere kadar ısınan çatıları sonra soğutmaya çalışıyoruz. Bunlar fevkalade enerji kaybı ve tamamen planlamayla ve yapı sistemlerini anlayarak ve anlatarak düzeltebileceğimiz durumlar. Yeşil çatılar sadece binanın enerji verimliliğini artırmıyor, yüzde15-20 gibi enerji verimliliğini artırmasının yanısıra şehirlerin ısı adası olma etkisini kırıyor. Bu kolektif bir sorumluluk. Çatılar, asfalt, betonorme bütün bunlar kentleri ısı adasına dönüştürüyor. Küresel ısınmanın en büyük sebeplerinden birisi, bu sebeple çatılar müthiş önemli. Sadece bina içerisinde yaşayanlar içir değil çevre için de büyük bir etkisi var. Çatılardan yansıyan çatılarımızın barındırdığı ısı kütleleri açısından.”
Uçan çatı ve iklim değişikliği arasında ilişki var
İklim değişikliğinin, bireylerin günlük yaşamına olumsuz etkiler yansıdığı ölçüde fark edilebilir hale dönüştüğünü ifade eden ÇATIDER Başkanı Yaşar Şenal,çatı uçması ile iklim değişmesi arasında bir ilişki olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“Uçan çatı kavramı sanırım bize ait bir kelime. Bakın fırtına oluyor lodos esiyor çatılarımız uçan çatı diye adlandırılıyor.Yüksek miktarda kar yağıyor çatılar çöktü deniyor, yüksek miktarda yağış alıyoruz çatılarımız aktı diyoruz. İklimin yaşattığı etkilerin tamamı çatıya bir şekilde sirayet ediyor ve akabinde birtakım ön ekler almaya başlıyor. Bunun gerekçesini de şöyle söyleyebiliriz, tüm mimarlar ki ben de mimarım, tasarımlarda çatının önemi çok önemli bir yapı bileşeni çünkü iklime karşı koruyan ana parça odur.
Fırtına sebebiyle İstanbul’da 100 adet çatı uçmuştu veya yine benzer bir açıklamayla çatıların zarar gördüğüne dair ifadelerle karşılaşıyoruz. Yapı sektöründe bu tip zararların ortaya çıktığını gördüğümüz tablolarla artık çok daha fazla karşılaşıyoruz. Çatı yapı içerisinde konfor düzeyini en üst seviyede tutmaya yarayan yapı bileşenlerinden bir tanesi. Yapımı ve kullanımı sırasında karbon ayak izi en fazla olan ve enerjiyi en fazla tüketen alanlardan biri. Son yıllarda enerji tasarruf anlamında bir bilinç olduğundan bahsedebiliriz. Binalarımız uygun ısı yalıtım katmanlarıyla biraz daha korunaklı ve tasarruflu daha enerji verimli hale getirilebildi diye düşünebiliriz ama bu yine de önemli bileşenlerden bir tanesi o çatı kısımlarında da aynı yalıtım bilincine sahip olmaktan geçiyor. Bina içerisinde konforlu dediğimiz 20-22 derecelik seviyeleri koruyabilmemiz için şapkamız olarak gördüğümüz çatı kısımlarınıda tek bir çizgi olarak değil yüzey değil aslında bir sistem olduğunu aklımıza getirmemiz gerekiyor.
Şehrin hava koridorlarına dikkat ediyor muyuz, onun gerektirdiği hassasiyetlere tedbirlere uyuyor muyuz çok büyük soru işareti. Isı adasının hemen beraberinde o hakim hava rüzgar yönlerinin bulunduğu akslara çevresindeki yapılarda daha temkinli daha planlı şekilde hareket etmek gerekiyor.Beş yıl öncesinde yağmur suyu toplama hasadı konusunda yönetmelik düzenlendi ancak halen çatılarımızda buna ilişkin uygulamalar yok denecek kadar az. Küresel iklim değişikliğinden bahsediyoruz ve beraberinde önümüzdeki dönemlerde kuraklığın gelebileceğini suya ihtiyaç duyacağımızı konuşuyoruz. Çatıların üzerinden su yağmur şeklinde kar şeklinde akarak gidiyor ve biz bunu toplama işlemini bile becerebilir durumda değiliz. Yani yeşil mavi su kavramlarının yanında gri su ki bu küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı geliştirilmiş iyi uygulamalardan biri diye ifade ediliyor, arıtılmış suyun tekrar kullanıma dönüştürülmesi.Ancak biz yapılarda heniz kirli olmayan saf temiz kabul edilen suyu tekrar kullanıma hazır hale dönüşteremiyoruz. Dolayısıyla burda suçlanacak iklim değil tabii ki…Suçlanacak birisi varsa bizleriz. Bunların düzeltilmesi konusunda çok ciddi hamleler yapılması gerekecek. Planlama aşamasının en kritik aşama olduğunu söylüyorum özetle.”
Çevrenin korunması konusunda en önemli görev tüketicilere düşüyor
Tedarik zincirinde bilinçlenmenin çevrenin korunması ve çevreye duyarlı olma konusundaki en önemli görevin tüketicilere düştüğünü belirten CEPHEDER Başkanı Cengizhan Okurise şunları söyledi:
“İşveren sermaye sahibinin belli bir yapı projesinden beklentileri var ve öncelikleri çok farklı. Mimarlarımızın bu projeleri hazırlarken son kullanıcıların ihtiyaçlarının kamu faydasının yanında çevreye olan etkisini de gözönünde bulundurmaları çok önemli. Karbon salımının yüzde 40’ı bina yapımında ve binanın sürdürülebilir şekilde içinde yaşanılabilir şekilde tutulabilmesi sırasında harcanıyor. O sebeple binalarda kullanılan malzemelerin geri dönüşümle elde edilebilmesi, uzun ömürlü olması ve en önemlisi enerji verimliliğine, sıfır enerji binalara doğru yönelmemiz gerektiği konusunda görevlerimiz var ve bunu sağlamamız gerekli. Enerji maliyetleri çok yüksek ama bunu yapabilecek belli bir ekonomik seviyede olmamız gerekiyor. Öyle bir açmazımız var. Ama bu konuda sektörümüzün çok fazla bilgi birikimi var; üretici ve uygulayıcı, proje hazırlayıcı olarak. Yeterli seviyede bilgi olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin bu konuda inovatif çözümler üretebileceğini de düşünüyorum. Tüketicinin bu konuda talepkar olması gerekir. Yani tüketicinin mutfak tezgahı kadar evin enerji verimli olmasını, binanın çevreye olan etkisini de sorgulaması lazım. Kullanılan malzemenin çevre ve insanla ilişkisini sağlık açısından sorgulanması lazım.
İki önemli trend var birisi iklim değişikliği, ikincisi sosyal hayatımızda ve çalışma hayatımızda yaşadığımız değişiklikler. COVIDnedeniyle vakit geçirmeye başlayınca fark ettik ki hem yaşadığımız mekanlar çirkin hem de karşımızdaki binalar. Cephesi de çirkin, bütünlük olarak birbirini tamamlamayan birbirine katkı sağlamayan farklı binalar var. Avrupa’da en keyifli, kiranın en yüksek olduğu noktalar çatı katlarıdır. Nüfusun bu kadar yoğun olduğu şehirlerde çatılar soğuk çatı olarak öyle duruyor boş olarak. Aslında kullanılabilir, yeşil çatı alanına dönüştürülebilir ve en önemli trendlerden biri yeşil çatılar. Yeşil çatıların sosyal alan haline getirilmesi belki cephelerin de yeşil hale getirilmesi oralarda hem görsel olarak hem sağlık açısından hem de çevreye olumlu etkileri olacaktır.”
Yapı yönetmeliklerini sorunlara hızlı tepki verebilir hale gelmeli
TOBB Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı Murat Sönmezise şunları söyledi:
“Koşulların oluşturduğu zorluklardan ders alarak sistemlerimizi maalesef ki hızlı bir şekilde yenilemiyoruz. Mesela yönetmelikler meseleye hızlı tepkiler veriyor hale getirilebilirse, o üst akıl duruma bakarak bir şeyi çabuk operasyonel hale getirilebilirse sorunlar daha farklı şekilde çözülebilir. Bizde büyük bir felaket sonrası deprem sonrası gelen yapı yönetmeliği var. Revize edilerek geliyor ama temel sorun şurada, her revizyon toplumsal koşullara iklim koşullarına, yaşam modernitelerinin değişmesine katkı sağlayan yenilikler getiriyor mu getirmiyor mu?”

Proje Bilgi Formu

Bu projeyle ilgili daha fazla bilgi almak ister misiniz?
Formu doldurun, mesajınızı proje sahibine iletelim.

    Önceki yazıÖLÜMCÜL MERDİVEN KAZALARINA KARŞI DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
    Sonraki yazıİNEGÖL AVM ÜÇÜNCÜ FAZ RENOVASYONA BAŞLADI