Dink cinayetinin her aşamasında FETÖ vardı

Hrant Dink cinayetindeki şok ayrıntılar iddianamede tek tek sıralandı. Dink cinayetine ilişkin 10 yılı aşkındır süren soruşturma evresinde, ilk açılan davanın iddianamesinde, eylemi gerçekleştiren herhangi bir terör örgüt tespiti yer almadığı gibi mahkeme sonucunda da tüm sanıkların örgüt suçundan beraatlerine karar verildi. Söz konusu karar Yargıtay tarafından bozularak, “terör örgütü” değil, “suç örgütünden” ceza verilmesi gerektiği belirtildi.
Cinayet soruşturmasının başından beri eksik yürütüldüğü yönünde tartışmalar yapıldığı sırada Türkiye’nin başka bir gündemle uyandığı 25 Aralık 2013 günü, Dink cinayeti soruşturması için de bir dönüm noktası oldu.
Bu tarihten sonra Dink ailesinin de başvurusuyla cinayet işlendiği sıradaki kamu görevlilerinin FETÖ/PDY bağlantısının araştırılması talebiyle birlikte bugüne kadar soruşturulamayan kamu görevlilerinin ifadelerine de başvuruldu.
İfadelerin ardından savcılıkça yapılan çalışmalar neticesinde, 2015 yılında cinayete, emniyet içerisinde yuvalanan FETÖ/PDY mensupları tarafından “yol verildiği” tespit edildi.
.Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığında görevli bir kısım müdür ve personelin cinayetten haberdar olduğu ve bir kısım emniyet görevlisinin de ihmali olduğu iddiaları, aralarında Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve firari Coşgun Çakar’ın da bulunduğu 27 sanık hakkında hazırlanan ikinci iddianameye girdi. 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in, 19 Ocak 2007’de öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturma sonucunda üçüncü iddianame de tamamlanırken, 10 yılı aşkın süredir devam eden soruşturmada baş döndürücü olarak tanımlanabilecek gelişmeler yer aldı.

Hrant Dink’in, 19 Ocak 2007’de Şişli’deki Agos gazetesinin önünde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmesinin ardından bölgedeki güvenlik kameralarından görüntülerine ulaşılan ve daha sonra kimliği belirlenen 17 yaşındaki Ogün Samast, 20 Ocak 2007’de Samsun Otogarı’nda yakalandı.

Soruşturma sonucunda, Yasin Hayal, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın da aralarında bulunduğu 20 sanık hakkında meslekten ihraç edilen savcı Fikret Seçen ve savcı Selim Berna Altay tarafından 20 Nisan 2007’de iddianame hazırlandı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianameyi eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle savcılığa iade etti. Savcılığın itirazı üzerine mahkeme heyeti iddianameyi kabul etmek zorunda kaldı.

Samast hakkındaki dava dosyasını, yaşının küçük olması nedeniyle görevli ve yetkili İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine gönderen ve iddianameyi iade eden Mahkeme Heyeti Başkanı Erkan Canak, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 4 Aralık 2010’daki kararıyla Sakarya’da geçici yetkiyle görevlendirildi. Canak’ın yerine aynı mahkeme üyesi Rüstem Eryılmaz başkanlığa getirildi.

İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Temmuz 2011’de Ogün Samast’ı, ”tasarlayarak öldürmek” ve ”ruhsatsız silah taşımak” suçlarından 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırdı. Karar, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı.

– FETÖ’cü savcı “Ergenekon” bağlantısı kurmaya çalıştı 

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki ana davanın 20. duruşmasında 106 sayfalık mütalaasını, müdahil avukatlarının itirazına rağmen mahkemeye sunan dönemin duruşma savcısı ve FETÖ’ye iltisaklı olduğu gerekçesiyle hakkında dava açılan Hikmet Usta, Hrant Dink cinayetinin “Ergenekon” terör örgütünün Trabzon’da faaliyet gösteren bir hücre yapılanması tarafından işlenmiş olduğunu iddia etti.

Kararını 17 Ocak 2012’de açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Yasin Hayal’i “tasarlayarak öldürmeye azmettirmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırırken, “silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan beraat kararı verdi. Tutuklu sanık Erhan Tuncel’i, “patlayıcı madde imal etmek ve kullanmak” suçlarından 10 yıl 6 ay hapse mahkum eden heyet, “silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak” ve “tasarlayarak öldürmeye azmettirme” suçlarından beraatını kararlaştırdığı Tuncel’i tahliye etti.

Sanıklar Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’i “tasarlayarak öldürmeye yardım etmek” suçundan 12 yıl altışar ay hapisle cezalandıran mahkeme, diğer sanıkların da “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan beraatına hükmetti.

Mahkemenin ”örgüt yok” şeklindeki kararının kamuoyunda yankı uyandırması üzerine Mahkeme Başkanı Rüstem Eryılmaz, kararı eleştirenlere “Verdiğimiz karar, ‘örgüt yoktur’ anlamına gelmez. Elbette bu cinayeti basite indirgeyemeyiz. En doğru kararı verdiğimi düşünüyorum. Arkasında kanıtlanmamış örgütler olabilir ama şu an kanıtlanmış bir şey yok. Bize ‘terör örgütü davası’ diye açılmıştı. Hatta mahkeme, ‘hangi örgüt olduğunu belirtin’ diyerek, ilk iddianameyi iade etmişti.” cevabını verdi.

Mahkemenin kararı ve ilk iddianamenin reddedilmesi, soruşturmada “örgüt” konusunun iyi araştırılmadığını ve soruşturmada eksikliklerin bulunduğunu ortaya koydu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, yerel mahkemenin kararının, “sanıkların atılı suçları, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği” gerekçesiyle bozulmasını istedi. Temyiz incelemesinin yapıldığı Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 15 Mayıs 2013’te verdiği kararda, sanıkların “silahlı terör örgütü” değil, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt” üyesi olduklarına hükmetti. Daire, “örgüt” yönünden verilen beraat kararlarını bozdu.

Yargıtayın bozma kararının ardından, 17 Eylül 2013’te davanın yeniden görülmeye başlandığı mahkemeye, HSYK kararnamesiyle görev yeri değiştirilen Rüstem Eryılmaz’ın yerine, FETÖ’yle iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilen Hadi Çağdır başkanlık yaptı. Hakkında yakalama emri çıkarılan Erhan Tuncel, 24 Ekim 2013’te tutuklandı. Tuncel, 3 Aralık’taki duruşmada, tanık koruma programına alındığını söyledi.

– Soruşturmada dönüm noktası, 25 Aralık 

Dink cinayeti soruşturmasında 3 yıl görev yapan ve 2013 yılına kadar bir arpa boyu yol alamayan soruşturma savcısı Muammer Akkaş, 25 Aralık 2013’teki İstanbul merkezli soruşturma kapsamında Türkiye’yi derinden etkileyecek bir operasyona kalkıştı. Operasyonun ”Paralel Devlet Yapılanması”nın bir kumpası olduğu tespitleri üzerine Akkaş adliye önünde bildiri dağıtmaya kalktı ve operasyonda haklı olduğunu iddia etti.

25 Aralık’ta hükümeti devirmeye kadar ileri gitmeye teşebbüs eden savcı Akkaş’ın, 3 yıldır sürdürdüğü Dink cinayeti soruşturmasında hiçbir işlem yapmaması dikkati çekerken, bu konu daha sonra tüm ayrıntılarıyla ortaya çıktı.

Savcı Muammer Akkaş, dosyadan alınarak Tekirdağ’a atandıktan bir süre sonra, 2016 yılında FETÖ üyeliği ve usulsüz soruşturmalar nedeniyle meslekten ihraç edildi.

– Cinayet soruşturmasının çatısı oluşturdu

Daha sonradan hem 25 Aralık dosyasına hem Dink cinayetine yeni savcılar atandı. Dink cinayeti soruşturma dosyası, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Yusuf Hakkı Doğan’a verildi. Savcı Doğan, soruşturmaya önemli derecede ivme kazandırarak, cinayete kasteden ve bunu planlayanların çatısına ulaştı.

Bu sırada devam eden Dink cinayeti ana davasının dosyası ise Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle görevli ağır ceza mahkemelerini kaldıran kanunun yürürlüğe girmesi üzerine İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Bu mahkemede, ilk duruşma 18 Nisan 2014’te yapıldı.

Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin, 17-25 Aralık operasyonunun ardından yaşanan tartışmaları hatırlatarak, dosyanın savcılıkça yeniden ele alınmasını istedi.

Savcı Doğan bu süreçte, Dink ailesinin de başvurusu sonucunda cinayetten yaklaşık 8 yıl sonra yargılama yolu açılan, aralarında eski İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, eski İstihbarat Daire Başkanlığı C Büro Müdürü Ali Fuat Yılmazer, dönemin istihbarat daire başkanlığında çalışan Coşgun Çakar ve eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın da aralarında bulunduğu şüpheli kamu görevlilerinin ifadelerini aldı.

Savcılıkça 9 Aralık 2014’te, tanık olarak ifadesi alınan Ogün Samast, “Bu cinayeti bana işlettirdiler. Yasin, suçu üzerine alıyor, ‘Ben işlettim.’ diyor, arkasındaki isimleri söylemiyor. Arkasındaki isimler, benim dediklerim araştırılsın, bulunur. Sicil numaralarını verdiğim polis memurları, Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve bu dosyada adı geçen diğer kişilerin ilişkileri araştırılınca gerçek ortaya çıkar.” dedi.

Bu ifadeler gündem oluştururken savcı Doğan’ın Yargıtaya atanmasının ardından, soruşturmayı bugüne kadar sürdürecek olan savcı Gökalp Kökçü görevlendirildi.

Savcı Kökçü’nün ifadeleri almasının ardından 2015’te kamu görevlilerine yönelik ilk tutuklamalar başladı. Ramazan Akyürek 27 Şubat 2015, Ali Fuat Yılmazer de 28 Mayıs 2015’te, bu soruşturma kapsamında tutuklandı. Bu tutuklamaların ardından savcılığın cinayetin arkasındaki örgüt ile Paralel Devlet Yapılanması’nın emniyet içindeki üyeleri hakkında büyük bir yol aldığı gözler önüne serildi.

– Cinayete ”yol verme” süreci

Emniyet görevlilerinin dosyasının tamamlanmasının ardından Hrant Dink’in öldürülmesinde kamu görevlilerinin ihmali konusunda, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı ile Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli bazı kişiler hakkında FETÖ/PDY yöneticisi ya da üyesi olarak hareket ettikleri iddiasıyla kamu davası açıldı.

İddianamede, sanıklar Celalettin Cerrah, Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in yanı sıra eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve eski emniyet müdürü Coşgun Çakar ve cinayetin hemen öncesinde Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olan Engin Dinç’in de aralarında bulunduğu 26 kamu görevlisi hakkında çeşitli suçlamalar yer aldı.

Ali Fuat Yılmazer’in, Yasin Hayal grubu tarafından geliştirilen Dink cinayeti tasarısıyla ilgili, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünden kendisine sunulan F4 raporlarından, cinayeti işleyecek kişilerin bilinmesine rağmen, açık ve yakın tehlike altında bulunan Dink’in korunması gerekirken, görevi gereği cinayeti önleme, cinayet hazırlığı yapan örgüte hakem rolü oynayarak operasyon yaptırma, bu grubu etkisiz hale getirme sorumluluklarını yerine getirmediği anlatılan iddianamede, Yılmazer’in, Dink’i kanundan kaynaklanan koruma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği belirtildi.

İddianamede, emniyet içindeki yapılanmanın gerçekleştirilmesi için Hrant Dink’e şahsi ve mekansal koruma sağlamayan Yılmazer’in, emniyet içinde “cemaat” olarak tanımlanan bir yapılanmayı gerçekleştirerek sonradan kumpas oldukları anlaşılan Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmaları başlatmayı amaç edinen suç örgütünün yöneticisi olduğu kaydedildi.

– ”C-5 Bürosu” 

İddianamenin detaylarının belli olmasının ardından Paralel Devlet Yapılanması’nın cinayete nasıl yol verdiği ve İstihbarat Daire Başkanlığı içerisinde kurulan C-5 bürosuna önemli atıflar yapıldı.

Sanık Yılmazer tarafından İstihbarat Daire Başkanlığında “C-5” isimli gizli birimin oluşturulduğu ve başlangıçta sadece komiser ve yardımcılarının yalıtılmış bir ortamda görev yaptıkları anlatılan iddianamede, bu odaya girmelerine izin verilmeyen polis memurlarının sadece getir ve götür işlerinde kullanıldıkları bilgisi verildi. Dink, Rahip Santoro, Zirve Yayınevi cinayetleri, Ergenekon, Balyoz ve diğer önemli tüm olaylara bu büronun baktığı belirtilen iddianamede, “C-5” bürosunun İçişleri Bakanlığının oluru ile 23 Kasım 2012’de yasal mevzuata bağlı olarak çalışmaya başladığı aktarıldı. Böylece bu büronun 2012 yılına kadar yasa dışı çalıştığı gerçeği ortaya çıktı.

Hrant Dink cinayetine ilişkin iddianamede, cinayetin “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirme adına işlenmesine izin verilmiş araç suç” niteliğinde olduğu belirtildi.

Sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve Coşgun Çakar’ın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yöneticilerinden olduğu anlatılan iddianamede, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığının C Şube Müdürü Yılmazer tarafından C-2 Büro Amirliği içinde 2006 yılı Haziran ayında kurulan, kuruluş onayını aldığı 23 Mayıs 2012’ye kadar mevzuat dışı çalışan komiser yardımcısı ve komiserlerin görevlendirildiği, örgüt başlatılması planlanan Ergenekon soruşturmalarının hazırlıklarının yapıldığı, gizli bir yapılanma olan C-5 Bürosu’nun varlığının açığa çıkarıldığı kaydedildi.

Akyürek, Yılmazer ve Çakar’ın emniyet teşkilatı içinde “Fetullah Gülen cemaati” olarak adlandırılan bir grubun yapılanmasını amaç edinen silahlı terör örgütünün yöneticilerinden olduğu, bu anlamda amaç suçun gerçekleştirilmesi için Hrant Dink cinayetinin araç suç niteliğinde bulunduğu belirtilen iddianamede, “Bu silahlı terör örgütünce (FETÖ/PDY), Dink’in mutlak suretle öldürüleceği, bunun için hazırlıklar yapan suç örgütü yönetici ve üyeleri ile cinayeti işleyecek tetikçi ‘Ogün’ ismine kadar her şey önceden bilinmesine rağmen, amaç suçun gerçekleşmesi için araç suç niteliğinde olan Hrant Dink cinayetinin gerçekleşmesinin beklendiği tespit edilmiştir.” denildi.

Aralarında emniyet görevlileri ile müfettişlerinin de bulunduğu kamu görevlilerine yönelik hazırlanan 168 sayfalık ikinci iddianamede, Ramazan Akyürek ile Coşgun Çakar’ın “tasarlayarak kasten öldürmek” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet, “silahlı örgüt kurmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma” suçlarından da 23’er yıldan 44’er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

Sanıklardan Ali Fuat Yılmazer’in “tasarlayarak kasten öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “silahlı örgüt kurma, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma” suçlarından 19 yıldan 32 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olan Engin Dinç ve eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler’in “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi ve görevi kötüye kullanma” suçlarından 15 yıl 6 aydan 22 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un, “görevi kötüye kullanma” suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianamede, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ve eski Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Hasan Durmuşoğlu’nun “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, görevi kötüye kullanma ve resmi belgeyi yok etme” suçlarından 18 yıl 6 aydan 29 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.  Ayrıca cinayetin işlendiği dönemde İstihbarat Daire Başkanlığında görevli polisler hakkında çeşitli suçlardan hapis cezası talep edildi.

Hakkında soruşturma yürütülen Ordu Vali Yardımcısı eski Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Ali Özkılınç hakkında teftiş raporlarında, Dink’in “mutlak suretle öldürüleceği” bilgisi yer alan F3-F4 raporlarını bilinçli kullanmadığı ve FETÖ/PDY’nin amaçları doğrultusunda hareket ettiği iddiasıyla yürütülen soruşturma sonunda hazırlanan iddianamede, Özkılınç’ın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

İddianamenin detayları belli oldukça kamuoyunda tetikçi Ogün Samast’ın birileri tarafından izlendiği söylentisi çıkmaya başladı. Bu tespitleri de araştıran savcılık, Samast’ı izleyen şahısların jandarma personeli olduğunu saptayarak, soruşturmayı daha da derinleştirdi ve jandarma dosyasını delillerin iyice tespit edilmesi için açık bıraktı.

– Ana dava ile kamu görevlilerine yönelik dosyalar birleşti 

Ana dava dosyası ile kamu görevlilerine yönelik dava dosyalarının birleşmesiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde, Yılmazer ve Akyürek’in de tutuklu bulunduğu toplam 35 sanıklı dava, 19 Nisan 2016’da görülmeye başlandı.

Duruşmalarda Reşat Altay, Muhittin Zenit, Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in de aralarında bulunduğu sanıkların savunmaları alındı. Davanın 1 Nisan’daki duruşmasında, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, “FETÖ/PDY üyeliği” suçuna ilişkin yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan, bu davanın sanıklarından eski Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı’nın “şüpheli” olarak verdiği ifade mahkemede okundu.

– Sanık ve tanıkların “paralel” itirafı

Etkin pişmanlık yasasından yararlanmak isteyen Sarı, “Cemaat olarak adlandırılan oluşum, dönemin istihbarat şube müdürleri arasında yüzde 60 oranındaydı. 19 Ocak 2007’de Trabzonlu kişiler tarafından İstanbul’da Hrant Dink adlı gazeteciye saldırı yapılması nedeniyle istihbarat müdürü olarak görev yapmamdan ötürü üzerimde çok baskı oluştu. Bu sebeple ciddi sorunlar yaşadım. Bu dönemde konjonktür olarak cemaat adlı yapı devletin her kademesinde çok etkindi. Üzerimdeki baskı ve getirebileceği sorunlar sebebiyle cemaate İrfan Akkaya’nın da geçmişten gelen arkadaşlık bağı ile irtibata geçtim. 2007’nin ortalarına doğru bu anlattığım gerekçelerle sohbet adlı buluşmalara katıldım.” beyanında bulundu.

Sanıklardan, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı sanık Engin Dinç de 10 Ekim 2016 tarihli duruşmadaki savunmasında, “Bu paralel yapının biz çok darbesini yedik. Trabzon istihbaratta görevliyken pasif bir göreve alındım. Bunun, ‘Paralel veya derin bir yapı’ tarafından yapıldığını düşünüyorum.” ifadesini kullandı.

Ahmet İlhan Güler ise 19. duruşmada, “Devlete sızmış bir örgütün kumpasına karşı, bu kumpası görüp de görmeyenlerin yaklaşımına karşı hem kendimi hem de devletimi savunuyorum. Ben fail değil, mağdurum.” diye konuştu.

– Dink cinayeti ve Gezi olaylarında FETÖ parmağı

Sanıklardan Sabri Uzun da 10 Kasım 2016 tarihli duruşmada, ”İstihbarat dairesini ele geçirmeden hiçbir örgütün yaşaması mümkün değil. FETÖ’nün yaşaması için daireyi ele geçirmesi gerekiyordu. Bana göre Hrant Dink cinayeti bir kumpas olarak işlendi. Adli bir vaka gibi bakılamaz. Verilmek istenen mesaj için öldürüldü Hrant Dink.” beyanında bulundu.

Sabri Uzun, savunmasında davanın sanıklarından Coşgun Çakar’ın ”cemaatin emniyet imamı” olarak bildiği ”Kozanlı Ömer” lakaplı Osman Hilmi Özdil ile irtibatı olduğunu anlatarak, şunları söyledi:

“Çakar, cemaatin emniyet istihbarattaki şurasının başındaki kişidir. Hilmi Özdil’in kayınbiraderi de vali İbrahim Özçimen’dir. (15 Temmuz darbe girişimin ardından FETÖ’den tutuklandı) Bunu müfettişlere verdiğim ifadede söyledim ancak devlet 4 yıl bulamadı. Çakar’ın kayınbiraderi de eski emniyet müdürü Ramazan Emekli’dir. Emekli, Gezi olaylarında zabıtalara çadırı yakma talimatı verdiği gerekçesiyle yargılanmaktadır. Bununla ilgili bir yetkili müdür beni çağırarak, Gezi olaylarını sordu. ‘Gezi olayları bir ayaklanma değildir. Gezi, cemaatin bir kumpasıdır, beyefendiyi yanıltmayın.’ dedim.”

Dink cinayeti davasının duruşmasında Ergenekon şemasına ilişkin bir soruya da sanık Uzun, bu şemayı İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Recep Güven’in (FETÖ soruşturmaları ve davaları kapsamında hakkında yakalama kararları var) getirdiğini belirterek, Güven’i Bektaşi olarak bildiğini ancak cemaatçi çıktığını söyledi. Sanık Uzun, bu davanın sanıklarından dönemin İstanbul İstihbarat Şubesi Müdürü Ahmet İlhan Güler’in de Recep Güven’in evinde Coşgun Çakar tarafından görevinden alındığını anlattı.

Devam eden duruşmalarda tutuklu sanıklardan Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in, dönemin emniyet yetkilisi olan diğer tutuksuz sanıklarla sık sık tartıştıkları ve birbirlerine suç isnat ettikleri de görüldü.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Üyesi Ayşegül Genç, 13 Nisan’da tanık olarak dinlenildiği duruşmadaki ifadesinde, raporunda da yer alan ihmaller ve rapor yazıldıktan sonra gördüğü baskılara ilişkin çarpıcı bilgiler verdi.

Genç, o dönem İstanbul ve Trabzon’da yaptıkları çalışmalarla ilgili yetkililerin kendilerine yardımcı olmaya çalıştıklarını ancak İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ile sağlıklı bir iletişim kuramadıklarını belirtti. Genç, “Diğer müfettiş arkadaşlarla beraber İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki odada ilk kez görüştüğümüz Ali Fuat Yılmazer’e, ‘çalışma yürüttüğümüzü, birtakım bilgiler isteyeceğimizi’ sakin bir şekilde söyledik. Ali Fuat Bey ilginç bir tepki göstererek, ‘O Başbakan’a söyleyin, sizi göndereceğine, Ergenekon soruşturmasının arkasında dursun.’ gibi şeyler söyledi. Biz böyle bir tepki beklemediğimiz için gerçekten çok şaşırdık.” dedi.

Hazırladıkları raporu 10 Ekim 2008’de başkanlığa teslim etmeden önceki süreçte başkanları Muttalip Ünal’ın kendilerini çağırdığını belirten Ayşegül Genç, “Başkan Bey bize, Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in isimlerini rapordan çıkaralım.’ dedi. ‘Bunun olmayacağını’ kendisine ifade ettik. Hatırladığım kadarıyla birkaç defa böyle bir telkin oldu.” diye konuştu.

– Yılmazer’in FETÖ savunması 

Davanın 13. duruşmasında söz alan Ali Fuat Yılmazer’in “Yapılan savunmalara göre bu cinayette kusurları olduğu iddia edilen merkezdeki insanların FETÖ ile ilişkisi yoktur. Fetullah Gülen ve grubu ile ilgisi olmadığı ortadadır. Bu durumda bu cinayeti FETÖ işlememiştir, olaya dahli yoktur.” demesi dikkatleri çekti.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın.
Buraya adınızı yazın